Diş hekimliğinin tüm branşlarında hizmet veren doktorlarımız siz değerli hastalarımızın sıkça sorduğu ve merak ettiği soruları cevaplamayaya çalıştık. Sormak istediğiniz herhangi bir konuda yine bizimle iletişme geçebilirisiniz.

faq 1

Fizyolojik yani yaşla birlikte hem dişlerde aşınma ve renk değişimi hem de diş etlerinde çekilmeler görülür. Diş eti çekilmelerinin fizyolojik olmayan nedenlerle çekilmesi ise estetik, fonksiyonel sorunlara neden olabilir. Diş eti çekilmelerinin başlıca sebepleri ve tedavi yöntemleri şu şekilde sıralanabilir.

*Yüksek frenulum: Diş eti ile dudak, dil ve yanak arasındaki mukozanın yüksek olması hareketli olan bu dokuların her hareketinde diş etinin çekilmesine sebep olabilir. Lazer veya geleneksel yöntemlerle frenektomi yapılarak diş eti çekilmesi önlenebilir.

*Çapraşık dişler: Özellikle çene kemiğinden öne doğru yerleşmiş olan dişlerde kemik ince olduğu için mekanik iritasyonlara ve enflamasyonlara dirençsiz hale gelir. Dişlerin düşük ortodontik kuvvetlerle düzeltilmesi ile alveol kemiğin içine alınması kalıcı çözüm sağlayacaktır.

*Yanlış diş fırçalama: Sert diş fırçalamayla oluşan travma, fazla veya yetersiz diş fırçalama sonucu diş etinde çekilme görülürken dişlerde de abrazyon adı verilen diş eti ile birleşim bölgesinde aşınma

*Diş eti hastalıkları: En önemli diş eti çekilmesi sebeplerindendir.Hekimin yapacağı diş eti tedavisi ve düzenli kontroller diş eti hastalıklarının (periodontal hastalıkların) önlenmesinde önemlidir.

*Diş eti uyumu olmayan protezler: Bu durumda hem mekanik travma hem de hijyenik sorunlar sebebiyle enflamasyon gelişimine bağlı olarak diş eti çekilmesi görülür. Protezler mutlaka değiştirilmelidir.

En sık kullanılan tedaviler; hassasiyet giderici diş macunları ve hassasiyet giderici ajanlardır. Bu ajanların başında da flor vernikleri gelmektedir.

Diş hassasiyeti aslında dişin mine altındaki dentin tabakasındaki hassasiyettir ve genellikle dentin açığa çıktığında oluşur. Diş eti hastalıkları, diş sıkma gıcırdatma (bruksizm), aşınma ve asit ataklarına bağlı olarak diş hassasiyeti gelişebilir.

Öncelikle sebep bulunmaya çalışılmalı ve sebebe yönelik tedavi uygulanmalı hatta sebep ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır.

Örneğin; diş eti hastalığı olan kişilere öncelikle bunun tedavisi yapılmalıdır, limon yiyen ve dişlerinin üzerine tutan kişilerde bu alışkanlığının hassasiyete sebep olduğu anlatılmalıdır.

Farklı diş macunları farklı etki mekanizmalarına sahiptir ve etkileri kişilere göre farklılık gösterebilir. Çoğu diş macunun da potasyum nitrat veya artırılmış sodyum florür konsantrasyonları kullanılır. Hastalar öncelikle farklı diş macunları denemeye teşvik edilmelidir.

Flor vernikleri lazer ile birlikte kullanılarak etkinlikleri artırılır. Ofis tipi bu uygulamalar kesinlikle hekim tarafından yapılmalıdır. Burada amaç dentin yapı içerisinde bulunan tübüllerin tıkanmasıdır.

Botoks, diş hekimliğinde de kasların bir süreliğine hareketini kısıtlamak için kullanılan bir ilaçtır. İlaç 3-6 ay içinde etkisini kaybettiği için yılda iki kez tekrarlanması gerekir. Clostridium botulinum bakterisinden elde edilmektedir.

  • Çiğneme ve yüz kaslarına uygulanarak hastaların diş sıkma ve diş gıcırdatma (bruksizm) hareketleri engellenir.
  • Dudak kaslarına uygulanarak gülüş tasarımı yapılabilir.
  • Çene, baş ve yüz ağrılarını engellemek için kullanılır.
  • Çene eklemi bozuklukları (TME) tedavisinde yardımcıdır.
  • Ameliyatsız Gummy smile tedavisi yapılır.

Hastaya herhangi bir ağrı hissettirmeyen botoks, insülin iğneyle 5-10 dakika içinde yapılabilir. Etkisi 3 gün içinde görünmeye başlar. Optimum etkisi ise ikinci haftanın sonunda ortaya çıkar.

Hamile ve emziren annelere uygulanmaz.

Alerji geçmişi olan kişilerde test edilerek uygulanmalıdır. Önce hassas olmayan bir bölgede küçük miktarda uygulama yapılması gerekir.

Botoks yapılan bölgeye dokunulmamalı ve ovalanmamalıdır. Ayrıca direk güneş ışığına maruz kalınmamalıdır.

Estetik diş hekimliği uygulamalarından ön bölgede yapılacak tüm restoratif ve protetik işlemlerde diş hekimlerinin dikkat etmesi gereken kriterlerin başında;

– Orta hat ve yüz simetrisi

– Kesici kenar düzlemi uyumu

– Diş oranları ve kontak alanları

– Dişeti diş uyumu gelir.

Özellikle üst santral dişlerin alt dişlerle, dudak, burun ve göz ile yüz simetrisine uyumlu hazırlanması önemlidir. Son yapılan çalışmalara göre orta hattan 2-4mm’lik sapma fark edilmezken dişlerin aksındaki sapmalar estetiği olumsuz etkiler.

Kesici kenar düzlemi hasta gülümsediğinde üst çene dişlerinin uç kısmından geçen eğrinin alt dudak vermillion hattını takip etmesi estetik kavramların başında gelir. Estetik ile birlikte fonetik (konuşma) ve okluzyon (dişlerin kapanışı) açısından da önemlidir.

Diş boyutlarının estetiğe etkisi hem enine ve boyuna dişlerin uyumlu olması hem de birbirleri ile uyumlu oranlara sahip olması ile mümkündür. Proksimal (arayüz) kontak alanları ise dişlerin boyutu ile mutlaka uyumlu olmalıdır.

Pembe estetik; diş etleri ile dişlerin uyumu, estetik diş hekimliğinin en önemli parametrelerindendir. Zenith noktaları diş etinin dişler üzerindeki en tepe noktasıdır ve bu noktaların ön bölge dişleri için yerleri arasında belli bir oran vardır. Papil yüksekliği de dişler arasındaki diş eti uzantılarının kontak alanlarını belli oranlarda kapatması ve dişlerin boyutu ile orantılı olması önemlidir.

Gebelik öncesi ağız ve diş sağlığı açısından hastanın değerlendirilmesi önemlidir.

Gebeliğin ilk trimesterında diş tedavisi, bebeğin organlarının gelişim süreci olduğu için tercih edilmez. Son trimester ise doğum sürecinin yaklaşması sebebiyle yine diş tedavisi tercih edilmez. Ancak bu dönemlerde de kadın doğum uzmanının önerisi ile acil tedavi ihtiyaçları karşılanabilir.

Diş tedavisi için gebelikte en güvenilir dönem ikinci trimester dönemidir. Bu dönemde de kadın doğum uzmanının önerisi önemlidir.

Gebelikte östrojen hormonuna bağlı en sık rastlanılan sorun diş eti problemleridir. Diş eti sorunu yaygın bir diş eti kanaması ve şişliği ile ortaya çıkan gebelik gingivitisi (diş eti iltihabı) olabilir. Tedavisi diş eti temizliği ile kolayca yapılabilmektedir.

Diğer en sık rastlanan sorun, hastanın görüntüsünden dolayı endişelenebileceği diş etindeki büyüme ile ortaya çıkan gebelik tümörüdür. Bu durumda hastaya gebelik sonrası diş etindeki bu büyümenin kendiliğinden küçülebileceği veya tamamen kaybolabileceği bilgisi verilmelidir. Ancak konuşma veya çiğnemeyi engelleyen bir durum varsa gebelik tümörü beklenmeden de eksize edilerek (kesilerek) alınır.

Teknolojik olarak estetik yönden geliştirilen kompozit dolgu materyalleri ile diş çürüklerinin tedavisinin yanı sıra dişler arası boşlukların (diestema kapama) kapatılması, morfolojik olarak şekil bozukluğu olan dişlerin düzeltilmesi, ufak çapraşıklıkların giderilmesi gibi birçok işlem porselenlere gerek kalmadan da çözülebilir hale gelmiştir.

Cilalanabilir özelliği yüksek nanofil yapılı kompozit materyalleri ile özellikle ön grup dişlerin estetik olarak düzeltilmesini sağlamak amacıyla yapılan restorasyonlara kompozit veneer denir.

Avantajları nelerdir?

Bu tedavide dişlerde çok az miktarda doku kaybı olmakla birlikte, doku kaybının hiç olmadığı durumlar da vardır.

Renk ayarlaması için tabakalama yöntemi veya tek tabakalı sistemler ile komşu dişlerle doğal görünüm sağlanır.

Dayanıklılığı ve renk koruma özellikleri günümüz teknolojisi ile üretilen kompozit materyallerde oldukça yüksektir.

Yine de herhangi bir sebeple kırılma olduğunda tamiri ağız içinde kolaylıkla yapılabilmektedir.

Diş hekimliği uygulamalarının büyük bir bölümü dişlere, çene kemiğine veya diş etlerine yönelik girişimleri kapsar. Yapılan araştırma ve çalışmalarla, bu girişimsel işlemler, en aza indirilmeye çabalanmaktadır.

Minimal İnvaziv Diş Hekimliği Uygulamaları:

Minimal invaziv diş hekimliği uygulamalarının başında erken teşhis gelir. Hastanın sahip olduğu çürükler, aşınmalar, renk değişiklikleri gibi durumların tespiti önemlidir. Bu sebeple öncelikle düzenli diş hekimi kontrolü gereklidir.

Hastalarımızın çürük riski açısından değerlendirilmesi için tükrük değerlendirme testleri ve klinik muayene önemlidir. Çürük riski açısından yüksek risk grubu hastalarda henüz çürük oluşmadan da koruyucu tedaviler uygulanabilir. Diş fırçası, arayüz fırçası, diş ipi, gargaralar, flor vernikler, ksilitol içeren sakızlar ve kazein fosfat içerikli ürünlerin kullanımı gibi kişiye özel sunulacak uygun ağız hijyen eğitimi erken teşhis ve tedavi uygulamalarının başında gelir.

Erken çürük tespitinde remineralizasyon yani dişin minesinin onarılması işlemlerinde dişte hiçbir girişimsel işlem yapılmadan uygulanan ürünler ile tedavi yapılır.

Minimal invaziv diş hekimliği yaklaşımında girişimsel işlemlerin başında ise fissür örtücüler ve günümüzde ICON tekniği adı ile anılan rezin infiltrasyon tedavisi gelir. Özellikle fissür örtücüler uzun yıllardır çocuk hastalarda uygulanan koruyucu tedavilerdendir.

ART (Atravmatik Restorasyon teknikleri) ise yıllardır uygulanan ve günümüzde de önemli bir yere sahip olan minimal invaziv bir tekniktir. ART yönteminde; diş çürüğünün el aletleri ile uzaklaştırılması ve hazırlanan kavitenin adeziv özelliğe sahip bir restoratif materyal ile restore edilmesi esastır. Burada kullanılan materyalin mutlaka mekanik özellikleri uygun ve koruyucu özelliklere sahip olması gerekir. Günümüzde hem flor salınımı yüksek, sekonder çürük oluşumunu önlemesi hem de dişe kimyasal bağlanması ve biyouyumlu olması sebebiyle cam iyonomerler tercih edilmektedir.

Ayrıca restoratif diş hekimliğinde de adeziv sistemlerin gelişimiyle minimal invaziv yöntemlerle tedaviler mümkün hale gelmiştir. Dolgu materyali olarak kullanılan kompozit materyalleri estetik, tamir edilebilmesi, dayanıklılık gibi özellikleri ile avantaj sağlamaktadır.

Ortodontik tedavide birinci amaç dişlerinin estetiğinin düzeltilmesidir. İkinci amaç dişlerin sağlığı için çapraşık dişlerin düzeltilmesinin gerekliliğidir. Dişler ne kadar çapraşıksa diş fırçalama esnasında temizlenmeleri o kadar zor olmakta, diş taşı birikimi kolaylaşmakta, çürük ve diş eti problemleri daha sık meydana gelmektedir. Bir diğer amaç çiğneme fonksiyonunu tam olarak yerine getiremeyen hastalarda diş kapanışlarının düzeltilmesidir. Ayrıca eklem rahatsızlığı ihtimalini arttıran kapanış bozuklukları varsa bunların tedavi edilmesiyle bu sorunun önüne geçilebilir.

Ortodontik bozuklukların sebepleri genel olarak 2 başlık altında toplanabilir.

1- Genetik sebepler (Ör: çene konum ve boyutlarındaki anormallikler, diş boyutlarında normalden sapmalar)

2- Çevresel sebepler (Doğuştan değil, sonradan edinilmiş problemlerdir. Ör: Erken süt dişi kaybı, parmak emme, ağız solunumu, yanlış çiğneme alışkanlıkları)

Bazı nadir durumlarda (dudak-damak yarıklı doğmuş bireyler) ilk müdahalenin bebeklik çağında başlaması gerekir. Parmak emme alışkanlığının öngörülenden uzun sürmesi halinde, 5 yaşında durumu değerlendirmek gerekebilir. Bunların dışında 7 yaş civarında genel diş ve çene gelişimini kontrol etmek yeterlidir. Genelikle 8-9 yaşından önce tedavi gerekmez. Bu yaşlardan itibaren ortalama 12 yaşına kadar, ihtiyaç halinde hareketli tedavi yapılabilir. Bu tedavide hastanın kendisinin takıp çıkartabildiği çeşitli aygıtlar kullanılır. 12 yaşından sonra ise genellikle sabit tedavi yapılır. Sabit tedavide braket adı verilen metal parçalar dişlere yapıştırılır ve tedavi bitene kadar çıkarılmaz. Ortodontik tedavide yaş sınırı yoktur. Dişler ve çevre dokuları uygun olduğu sürece; 50, 60 hatta 70’li yaşlarda bile tel takılabilmekte, dişler düzeltilebilmektedir.

Tedavi süresi bozukluğa bağlı olarak değişkenlik gösterir. Kimi basit vakalarda ya da kısmi bölgesel düzeltmelerde 4-6 ay gibi kısa süreler yeterli olabilir.

İskeletsel çene bozukluğunun olmadığı, sadece dişlerde bozukluk olan durumlarda ortalama tedavi süresi 1-1,5 yıl arasındadır. Dişlerdeki çapraşıklığın derecesi yüksekse tedavi için bazı dişlerin çekilmesi gerekebilir, bu durumda süre 2 yılı geçebilir.

İskeletsel çene bozukluğunun olduğu durumlarda bazen tedavi hastanın büyüme gelişim dönemi boyunca sürebilir. Bu durumda ara işlemler ve takip dönemleriyle birlikte 5-7 yıllık süreler bile söz konusu olabilmektedir. Tedavinin süresi, yaşa bağlı olarak da değişmekte olup, yaş ilerledikçe tedavi süreci uzamaktadır. Örneğin, 15 yaşındayken 12 ayda düzelebilecek seviyede bir bozukluğa sahip olan dişlerin ortodontik tedavisi 45 yaşındayken 18 ay sürebilir.

Hastanın kurallara uyması durumunda ortodontik tedavide risk yok denecek kadar azdır. Yine de tedavi başlangıcında doktorunuzun sizi yazılı olarak riskler hakkında bilgilendirmesi ve bir onam formu imzalatması yerinde olur. En sık karşılaşılan problem, tedavi süreci boyunca hastanın dişlerini yetersiz fırçalamasıdır. Bu durumda dişlerde kalıcı lekelenmeler oluşabilmektedir.

Tellerin takılmasını takip eden ilk günlerde karşılaşılan 2 tip yaygın rahatsızlık vardır.

Birincisi dişlerde ağrı, özellikle çiğneme esnasında oluşan hassasiyettir. Bu ağrının şiddeti dişlere uygulanan kuvvetin miktarına bağlı olarak veya her hastada farklı olan ağrı eşiğine göre değişmektedir. Genellikle çok aşırı olmayan bir ağrı olur, bazen ağrı kesici ilaç kullanma gereksinimi duyulabilir. Genellikle bu rahatsızlık üçüncü günden itibaren kademeli olarak azalır. Nadir durumlarda aşırı ağrı olabilmekte, rahatsızlık 2-3 hafta kadar sürebilmektedir. Tam tersi, bazı nadir durumlarda hiç ağrı olmayabilir.

İkinci tip yaygın rahatsızlık dudak ve yanak içi yumuşak dokularda tahriştir. Bu durum genellikle birkaç gün içerisinde kendiliğinden düzelir. Tellere alışıldıktan sonra tedavi sürecinin büyük bir kısmı gayet rahat ve sorunsuz geçmektedir. Çoğu hasta ağzında tel olduğunu bile unutur.

İlk günlerde ısırma veya çiğneme esnasında dişlerde çok hassasiyet olursa yumuşak veya sıvı gıdalar tüketmek gerekebilir. Alışma döneminden sonra normalde yenilen yiyeceklerin büyük çoğunluğu serbesttir. Ancak teller ağızda olduğu sürece, dişlere yapışık olan braketlerin kopmaması için bazı yiyeceklerden uzak durmak gerekir. Her türlü sert yiyecek (fındık, fıstık, leblebi, badem, çekirdek benzeri çerezler, patlamış mısır, cips, şekerlemeler gibi) risklidir. İçinde çekirdek olan yiyecekler (zeytin, kiraz, erik vb.) çekirdekleri çıkartılıp yenebilir, çekirdek ağza girmemelidir. Elma, havuç gibi ısırarak yenilen gıdaların dilimlenerek yenmesi daha iyi olur. Bu kurallara uyulmaz ise braketler sık sık kopar, tedavi süresi uzar.

8-12 yaş arası hem kalıcı dişlerin hem de süt dişlerinin ağızda bulunduğu karışık dişlenme dönemidir. Bu yaştaki çocuklarda bazı durumlarda çene genişletme gibi bir işlem yapılması gerekebilir. Bu durumda hastanın kendisinin takıp çıkartabildiği hareketli aygıtlar kullanılır. Ortalama 12 yaş, ağızda hiç süt dişinin kalmadığı, kalıcı dişlerinin tamamlandığı zamandır. Bu zamandan itibaren metal braketler dişlere yapıştırılır ve sabit tedaviyle dişler düzeltilir.

Metal braketlerin görüntüsünden hoşlanmayan hastalara 3 farklı seçenek sunulabilir:

1- Şeffaf veya beyaz braketler (safir, porselen veya kompozit malzemeden) kullanılır. Metallerle aynı şekilde tedavi ederler, aynı sürede, aynı sonucu alacak şekilde etki ederler.

2- Şeffaf plaklarla tedavi yapılabilir. Her vakada olmasa da çoğu vakada, 2 hafta bir yenilenen, takıp çıkartılabilen şeffaf plaklarla dişleri düzeltmek mümkündür.

3- Lingual tedavi adı verilen yöntemle metal braketler dişlerin ön yüzeyine değil, iç yüzeyine yapıştırılırlar, böylece dışardan görünmezler.

İskeletsel yani çene kemiklerindeki bozukluğunun fazla olduğu durumlarda (alt çene çok ileride/gerideyse, ön dişler ısırma esnasında kapanmıyor, üst ile alt dişler arasında büyük bir açıklık kalıyorsa) sadece ortodontik tedavi yeterli olamamaktadır. Ortodontik tedavi yine vardır, teller yine takılır ama ilaveten çene kemiklerinin konumları veya boyutları cerrahi olarak değiştirilir.

Bütün ortodontik tedavilerin sonunda dişlerde eski yerlerine geri dönme eğilimi olur. Bu yüzden tedavinin bittiği, tellerin çıkartıldığı gün mutlaka bir pekiştirme aygıtı yapılmalıdır. Bu aygıt 2 şekilde olabilir. Birinci yöntemde ince bir tel ön dişlerin (genelde ön 6 diş) arka yüzeyine yapıştırılır. Bu tel yıllarca, hatta kimi durumda ömür boyu orada tutulur. Kısa sürede alışılan, oldukça konforlu, iç tarafta kaldığı için görünmeyen, ağız hijyeni iyi olduğu sürece hiçbir sorun çıkarmayan bu tel sayesinde tedavi sonucu garanti altına alınır. İkinci yöntemde ise bir hareketli pekiştirme aygıtı hazırlanır. Bu genellikle şeffaf ince bir plaktır. Tedaviden sonraki ilk 6 ay yemek hariç devamlı takılmalıdır, sonrasında bir 6 ay daha ama bu sefer sadece geceleri kullanılır. 1 yılın sonunda dişlerin tekrar bozulma ihtimali iyice düşer. Ama duruma göre doktorunuz bu süreyi uzatabilir.

Rehberli implant uygulaması; diş hekimliği alanındaki gelişmelere parelel olarak son dönemde ortaya çıkan ve giderek yaygınlaşan yeni bir tedavi yöntemidir. İngilizce karşılığı ‘Guided Surgery‘ olan bu uygulama ‘robotik implant’ veya ‘dikişsiz implant’ diye de bilinmektedir.

Söz konusu yöntemde hastanın ağız içi modeli alınarak bu doğrultuda bir rehber hazırlanmaktadır. İşlemin uygulanacağı bölgeye, implantın yerleştirileceği bir yuva açılmaktadır. Hekim implantı, kemiğin üzerinde doğru açıyla doğru yere bu sayede konumlandırır.

İmplant klasik yöntemle uygulandığında önce diş eti kesilmekte, ardından implant kemiğe yerleştirilerek diş eti dikilmektedir. Fakat geleneksel yöntemin aksine, rehberli implant tekniğinde diş eti kesilmez ve bu yüzden dikişe gereksinim duyulmaz.

  • İlk olarak hastanın 3D dental tomografisi çekilerek genel bir değerlendirmede bulunulur. Bu tomografi hastanın çene yapısıyla ilgili bütün ayrıntıların tespitini sağlar.
  • Hastanın rehberli implant işlemi için uygun olduğuna karar verildiği takdirde ağız içi ölçüsü alınarak dijital ortama aktarılır.
  • Yumuşak dokuların ve kemiklerin durumu bilgisayar ortamına taşındıktan sonra özel bir program kullanılarak yumuşak ve sert dokular bir araya getirilir.
  • Elde edilen veriler diş hekimine; implantın pozisyonu, yeri, çene kemiğinde bulunan anatomik boşluklar, komşuluklar, yumuşak ve sert doku bağlantısını görüntüleme imkânı sunar. Cerrahi işlemin ardından başlayacak olan üst yapı porselen planlaması da bu şekilde kolayca sağlanır.
  • Cerrahi guide 3 boyutlu yazıcıda hazırlanır.
  • Bu işlemi takiben, cerrahi rehber ağza yerleştirilir. İmplant nereye uygulanacak ise o alana diş eti üzerinde işaret koyulur. İmplantın yapılacağı bölge özel bir teknik ile açılır. Ardından, bu delikten cerrahi rehber (guide ) aracılığıyla çene kemiğine ulaşılır. İmplantın konumlandırılacağı yuva hazırlanarak yumuşak doku üzerindeki delik de uygun hâle getirilir ve implant yuvaya doğru açıyla, doğru pozisyonda yerleştirilir.
  • Sonra diş eti şekillendiricisi yahut iyileşme başlığı takılır. Böylece operasyon tamamlanmış olur.
  • Dikişsiz olduğu için iyileşme süresi daha rahat atlatılır.
  • Yumuşak dokuda herhangi bir travmaya sebep olmaz.
  • Klasik implant uygulamasından daha konforlu ve pratiktir.
  • Diş etinde hiçbir kesi işlemi uygulanmadığından, işlem sonrası dikiş ihtiyacı hissedilmez.
  • Kullanılacak ilaçlar ve yapılacak buz uygulamasıyla bölgede ödem oluşumu en aza indirilir.
  • Dışarıdan bakıldığı zaman fark edilecek biçimde şişlik, morarma ve benzeri durumlar ortaya çıkmaz.
  • Protez sürecini beklemek gerekmez, hemen yükleme (immediat) yapılabilir.
  • İşlemin ardından kişi günlük rutinine eskisi gibi devam edebilir, 1-2 saat sonra yeme içmeye başlayabilir. İşlemin ertesi günü hasta işe gidebilir, sosyal hayatına devam edebilir.

Yoğun iş temposu içerisinde ailemize, arkadaşlarımıza, hobilerimize bile zaman ayırmak için program yapmak zorunda kalırken diş tedavilerimize günler hatta saatler ayırmak günümüz yaşam koşullarında istenmeyen bir durum haline gelmiştir.

Dünyada her geçen gün yaygınlaşan tek seans diş hekimliği kavramı zamanın önemine vurgu yaparak insanların ilgisini çekmektedir. Ancak bu kavramın olgunlaşması teknolojinin diş hekimliğine sunduğu imkânlarla gerçekleşmiştir. Tek seans diş hekimliği ve dijital diş hekimliği neredeyse eşanlamlı iki kavram haline gelmiştir.

CAD/CAM (Computer Aided Design/Manifacturing) sistemler dijital diş hekimliği kavramının uygulanmasını sağlayan teknoloji ürünüdür. Başka bir ifade ile tek seans diş hekimliği, dijital diş hekimliği ile uygulanabilir hale gelmiştir.

CAD/CAM sistemler ile dijital diş hekimliği teknolojisi kullanılarak yapılabilen tek seans diş hekimliği tedavilerini şu şekilde sıralayabiliriz;

Porselen inley/onley dolgular

Porselen kaplamalar, köprüler

Estetik laminalar

İmplant üstü kron köprü ve protez uygulamaları

Bütün bu tedavilerde, hastalar için en önemli kriterlerden olan; estetik ve zaman bir arada düşünülmüştür.